7. BÖLÜM

Bu kısma kadar anlatılan konular şeytani fikir yapısından nelerin kast edildiğine örnek teşkil etmektedir.Bu kısımdan sonra ise SİRİUS yıldızı ile ilgili bağlantıları anlamaya gayret edeceğiz inşaAllah.

 

Süleyman Mabedi ve Sirius Kültü

 

Tapınakçılar gizli örgütü içinde “Shemsu Hor” (Horus'un gözüne tapan kült/grup) diye bilinen bir grup vardı. Shemsu Hor, aslında Mısır'da bulunan eski bir İbrani kültünün adıydı. Bu kültün inancına göre,“Sirius'lular”, İbranileri yaratmış ve eski Mısır kültürünü geliştirmişlerdi.

                                                              

Masonlar, tarikatlarının ve medeniyetin kökenleri hakkında çok ilginç bir hikaye anlatırlar. Onların inancına göre, Sümerlilere kadar uzanan mitolojik bir geçmişte, dünyadaki medeniyet, Sirius yıldız sisteminden gelen ilahi ziyaretçilerin balığa benzediği belirtilerek “Oannes” diye adlandırılır.

 

Mısır tanrıçası İsis de balık şeklinde bir başlık taşıyordu. Bu yabancı ziyaretçilerin evi, Sirius yıldızı, eski Mısırlılar için çok önemliydi. Bu sebeple hem takvimlerini, hem de tapınaklarının yönünü Sirius'a göre ayarlamışlardı.

 

Harry Leblson, “The Search for Ancient Astronauts” (Eski Astronotları Araştırma) adlı kitabında balığa benzer dünya-dışı varlıklardan bahseder.

 

Binlerce yıl önce dünyayı ziyaret ederek dünyaya medeniyet getiren dünya-dışı varlıklar, aynı zamanda getirdikleri inşaat ve geometri prensipleri ile Masonluğun kuruluş efsanelerini oluşturmuşlardır.

 

İlginçtir ki, 20. yüzyılda da “Oannes” efsanesine inananlar vardı. Afrika'daki “Dogon”kabilesi bununla ilgili ilginç bir gizli kozmolojik tradisyonu halen muhafaza etmektedir. Dogon gelenekleri asırlardan beri ağızdan ağıza nakledilmektedir. Bu gizli gelenek, bundan türeyen bazı dini inançların ve gizli örgütlerin (Illuminati) dogmalarını oluşturmaktadır.

 

Dogon mesajları da böyle bir dünya-dışı temasın olduğunu doğrulamaktadır.

 

Dogon'lar yalnız Sirius'u değil, küçük uydusu Sirius B'yi de biliyorlardı. Sorun şu ki, Sirius B çıplak gözle görülemiyordu ve ancak 20. yüzyılın güçlü teleskopu sayesinde keşfedilebilmiştir. Dogon'ların bildikleri yalnız Sirius'la sınırlı değildi. Onlar:

 

- Bir teleskop olmadan bu gerçeği öğrenme imkanları olmamasına rağmen, Satürn'ü çevresinde bir halka olduğunu biliyorlardı.

 

- Güneş sistemimizdeki gezegenleri ve Samanyolu'nu biliyorlardı.

 

- Dogon'lar, dünyanın uydusu Ay için “Bir ölünün kurumuş kanı kadar kuru ve ölü” diyorlardı.

 

- Jüpiter'in dört uydusu olduğunu biliyorlardı.

 

- Dünyanın ekseni etrafında döndüğünü biliyorlardı.

 

- Sirius B'nin Sirius A etrafındaki yörüngesel periyodunun 50 yıl olduğunu biliyorlardı. Teleskop olmadan böyle bir gerçeği nasıl tespit edebilmişlerdi? Bu bilgileri nereden almışlardı?

 

Dogon'lar, bu bilgileri “Nommo” dedikleri ve binlerce yıl önce disk şeklindeki araçlarla Sirius'tan gelen, zeki amfibik yaratıklardan aldıklarını söylüyorlardı. Dogon'lar Nommo'ya “Dünyayı Şekillendirenler”diyorlardı. Bu deyim masonik literatürde “Yapıcılar-İnşaatçılar” kavramına denk gelmektedir. (Mason kelimesinin “duvarcı” anlamına geldiğini hatırlatmak isterim.)

Dogon'ların kuzeni olan “Bozo” kabilesi, Sirius'a “Göz Yıldızı” demekteydi ki, bu kavram, bize “Üçgen içindeki göz”le sembolize edilen “İsis”i hatırlatmaktadır.

 

                                          

Sirius'un helezoni yükselişi, hem Mısır, hem de Dogon dinsel seremonilerinde çok önemli bir yer tutuyorudu. Dogon'lar Sirius'un helezoni yükselişini, merkezinde çiçeğe benzer bir güneş ihtiva eden bir haçla sembolize ederlerdi ki, bu haç “Gül Haçlı”lar ve takipçileri Masonlar ve “Ordo Templi Orientis”(OTO) tarafından da kullanılmaktadır.

 

Michael A. Hoffman, “Secret Societies and Psychological Warfare” adlı kitabında, Sirius'un en üst okült çevrelerde “kozmoz”un gizli tanrısı” olarak nitelendirildiğinden  bahseder.

 

Yazara göre, tamamlanmamış piramidin üzerindeki “her şeyi gören göz”(Bu sembol, bir dolarlık banknot üzerinde rahatlıkla görülebilmektedir.) Sirius'un gözünü ve onun gözetimini sembolize etmekteydi.

 

Masonik inançlar üzerine yapılan bir araştırmada, “kardeşliğin” binlerce yıllık Osiris/İsis/Güneş tanrısı/Ana tanrıça programının güncelleştirilmiş bir versiyonu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu tip bir tapınç, yazılı tarihinin başlangıcına kadar izlenebilmektedir. Bu mitoloji, eski Mısır rahiplerinin İsis/Osiris, Güneş/Ay kült'ünde kristalize olmuştur.

 

Güneş/Ay programının üstatları (Masonluk bunun gönümüze kadar gelebilmiş önde gelen kolundan biridir.) kendilerine “Illuminati” diyorlardı. “Illuminati-Aydınlanmışlar”, güneş tanrısına tapan üstatlara verilen isimdi.

 

İsis/Osiris inancı, ilk çağ gizem dinlerinin ve bundan türeyen Mason ritüellerinin temelini teşkil etmiştir.

 

“Işık” sembolizmi, bütün Gizem dinlerini kaplamıştır. Üstatlar, “ışığı gördüklerini” ve “gözlerinin açıldığını”söylüyorlardı. Bütün bu ritüeller, geceleri mağaralarda yapılıyordu.

 

Işık=Aydınlanma=Illuminati.

 

Günümüzde Gizem inançlarını devam ettiren Avrupa mezhepleri içinde ne önemlisi, “Priory of Sion”(Siyon Manastırı)dır.

Gnostik mezheplerden Kathar'lara ait son zamanlarda ele geçen bir belgenin tercümesiyle onların doğrudan bir “İsis” kültü olduğu ortaya çıkarmıştır.

“Gül-Haçlı”lar ve “Tapınak Şövalyeleri” gibi gizli örgütlerin düşünce yapısını en çok etkileyen, Yahudi/Gnostik mistik pratiği olan “Kabala” olmuştur.

Kabbala'nın Hür-Masonlar üzerinde büyük felsefi etkisi olmuştur. Masonlar 1700'lü yılların ortalarında, Sirius yıldızının önemini belirten pratiklerinin yanı sıra, Güneş tanrısı/Ana tanrıça mitolojisine dönmüşlerdi.

Masonluk, Gnostik bir din olmanın ötesinde, dünya politikası ve dünya istihbarat örgütlerinin büyük etkisi ile, günümüzdeki en etkili ve her yere ulaşabilen en aktif “Illuminati” cephelerinden biri olmuştur.

Masonluk gibi gizli örgütlerin tarih boyunca, bugün UFO'lar diye adlandırdığımız, diğer dünyalardan gelen ziyaretçilerle hep bir şekilde bağlantıları olmuştur.

Tarih boyunca birçok okültist, dünya-dışı ziyaretçilerden kanal bilgisi aldıklarını iddia etmişlerdir. Illuminati mensubu olan Roger Bacon, Jerome Cardan ve ünlü Leonardo de Vinci başka dünyalardan varlıklarla temas kurduklarını iddia etmişlerdi.

 

Acaba ortaçağlarda Nommo'lar geri dönmüş olabilirler mi?

 

Masonların bizim inanmamızı istedikleri kutsal bir misyonu vardı; Sirius yıldız sisteminden gelen ölümsüz kan bağına dayanan eski bir tradsiyonun planlarının tamamlanabilmesi için (Süleyman Tapınağının yeniden inşası ve “Dünya Kralı”nın taçlandırılması) “TEK DÜNYA HÜKÜMETİ”'nin kurulması gerekiyordu.

Fransız UFO araştırmacısı Jacques Vallee, Paris'te ilginç bir UFO grubu ile temas kurmuştu. Bu gruba“Melkisedek Tarikatı” deniyordu ve amblemi “David Yıldızı” (6 Köşeli Yıldız) idi. Tarikatın programı“TEK BİR DÜNYA HÜKÜMETİ” kurmayı ve -UFO eğilimli kendi dinleri hariç- dünyadaki bütün dinlerin ortadan kaldırılmasını hedefliyordu.

 

Tarikat mistik pratiklerinde –OTO ve Hür-Masonlar gibi diğer okült grupların da kullandığı Yahudi mistik kozmolojisi Kabala'yı  kullanıyordu.

 

 

Dünya dışı klonlama kültü ; Rael'ciler

 

Vallee'nin araştırdığı diğer bir UFO grubu da Rael kültü idi. Kurucusu Fransız Claude Vorilhon bir gün dağlarda gezinirken, yakınlarında bir UFO görmüştü. UFO'nun üstünde, içinde bir gamalı haç ihtiva eden “DAVİD YILDIZI” amblemi vardı.

 

Araçtan inen yaratık onunla konuşmaya ve ona “Rael” diye hitap etmeye başlamıştı. Vorilhon’un “Elohim” diye adlandırdığı yaratıklar ona bir misyon vermişlerdi.

 Vorilhon'a verilen bilgilere göre, insanlar Elohim tarafından DNA değişiklikleri ve klonlama ile yaratılmışlardı. Rael ismini kullanan, Vorilhon taraftarlarına “YENİ BİR DÜNYA HÜKÜMETİ ve yeni bir para sistemi kurulmalıdır!” diyordu.

 İşte dünyada ilk defa bir bebek klonlandığını bütün dünyaya duyuran bu Raelciler olmuştu.

 Vorilhon, bütün dünyaya verdiği mesajda Allah olmadığını, insanların ancak klonlama yoluyla ölümsüzlüğe ulaşabileceğini söylüyordu (!)

 13 Aralık 1973'de Vorilhon, Fransa'daki Clermont-Ferrand volkanik dağının eteklerinde gezerken, bir UFO'nun yakınlarında bir yere indiğini görmüştü. Donuk gri derili ve büyük siyah badem gözlü humanoid (insanımsı) yaratıklar, onu araçlarına alarak, insanlığa bir mesaj götürmesini istediler. Uzaylılar, ona ilk insanı 25.000 yıl önce klonlama yoluyla yarattıklarını söylediler. Gri'ler kendilerine İncil'deki gibi, “Elohim”ler diyorlardı. Küçük yeşil yaratıkların söylediklerine göre, Vorilhon'un kendisi de bir klondu.

 

Vorilhon, misyonunun Tanrı'ın olmadığını yaymak olduğunu söylüyordu. Uzaylı atalarımızın insanları fiziksel ve cinsel bakımdan özgürleştireceklerini ve insanların ebediyen yaşamasına yardımcı olacaklarını iddia diyordu

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Makaleye burada bir saplama yaparak bazı konulara dikkat çekmek faydalı olacaktır;

Bahsi geçen Rael’ciler Allah’ı inkar etmeye tam güçleriyle devam ederken bazı sorularada cevap vermek durumundadırlar.Dünyada yaşamış ve yaşayan milyarlarca insan bu dünyaya nereden gelmiş olmalıdırlar.Aslında Rael’cilere göre tüm insan nesli uzaylıların ürettiği birer klondurlar .Bu sapık fikirlerini desteklemek ve buna insanları inandırmak için kurdukları şirketleri (Clonaid) ile büyük paralar harcayarak çeşitli deneyler ve klonlama çalışmaları yapmaktadırlar.Amaçları bu şekilde klonlardan oluşan nesiller üretmek ve güya insanların bilinçlerini kopyalayarak bu klonlara aktarmak ve insana ölümsüzlük vaat etmektir.

 

Bazı Kur’an ayetleri ise sanki bu konuya dikkat çekmektedir.

 

NİSA SURESİ

117. Onlar, Allah'ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.Halbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.

 

 118. Allah o şeytana lânet etti ve o da, "And olsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım" dedi.

 

 119. "Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.

 

 120. Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.

 

 121. İste onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.

 

 --------------------------------------------

117. ayette belirtilen ‘’ dişilere tapıyorlar’’ ifadesi sapık Rael tarikatının en önemli öğretilerinden birisi olan her türlü cinsel özgürlüğün ve zinanın alabildiğince yaşanmasına adeta kadınlara tapınmaya kadar işin vardığı boyuta dikkat çekmesi yönüyle manidardır.

 

118. ayette ise şeytanın yemin ederek insanları saptıracağına ve insanlardan müritler edineceğine işaret etmektedir ki sapık Rael tarikatının bu gün dünyada pek çok müridi bulunmakta hatta son yıllarda ülkemizde de faaliyetler göstermektedirler.                           (En doğrusunu Allah bilir)

 

119.ayette ise şeytanın insanları saptırmak için her yolun deneyeceğine insanların aklına olur olmaz kuruntuların ve sapık düşüncelerin sokulacağına işaret edilmektedir.  ‘’ …onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar.Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler’’  ifadesi ise günümüzdeki klonlama teknolojisinin bilindiği üzere hayvanların kulaklarından alınan kök hücrelerin çoğaltılması yolu ile başlaması açısından son derece manidardır. .

(En doğrusunu Allah bilir)

 

120. ayette ise yüce Allah şeytanın pek çok vaade bulunacağını haber veriyorki, Rael’ciler ve kurdukları şirket (Clonaid) insanlara ölümsüzlük gibi son derece büyük bir yalanı vaad etmektedirler.

 

121. ayette ise bu sapıkların sonunun cehennem olacağı ve ondan kaçmak içinde ölümsüzlük başta olmak üzere hiçbir yol bulamayacakları işaret ediliyor olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !