6. BÖLÜM

 

Yukarıdaki makalede anlatılan astronomik bilgilerin Dogonlar tarafından M.Ö 3200 lerden beri bilinmesi ve  bu kabilenin sapkın dini inançlarının temelinde yatan sır acaba neydi.

Bu inanç sistemi onlara nasıl yerleşmiş olabilir .Hz Zülkarneyn eğer gerçekten bu kavmin yanına gittiyse buradaki tebliğinin amacı ve bu konuların ahir zamanın beklenen büyük Mehdisi ile hangi yönlerden benzerlikleri görülmektedir.

 

Bir başka önemli konu ise Dogonlar’ın Sirius yıldızı ile bütünleşen inanç sistemleri vede Sirius yıldızının temsil ettiği olgunun ne olduğu hakkındadır.Bu olgu geçmişten günümüze nasıl bir seyir izlemiş ve bu gün hangi haliyle karşımızda durmaktadır.

 

Şimdi bu sorulara cevaplar bulmaya ve bu konuya izah getirmeye çalışacağız.

 

Aslında Dogonlar’ın inanç sisteminin her sapkın inançta olduğu gibi şeytani bir ilham ile olduğunu söylemek temelde doğru olacaktır.Bununla beraber cevaplarını aradığımız sorulara izahlar getirebilmek için şeytanın bir takım tuzakları ve fikir sistemi hakkında bazı konuların anlaşılması gerekmektedir.Bu yönüyle aşağıda anlatılan konular geçmişten günümüze şeytani fikir yapısının anlaşılabilmesi açısından son derece önem arz etmektedir.

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

           

 

 

SÜLEYMAN MABEDİ

 

«Ve onlar, Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman, inkâr etmedi; ancak şeytanlar, inkâr etti...» [1]

M.Ö. 950 yılında Hz. Süleyman tarafından Kudüs'e yaptırılmış, bugün artık tek bir duvarı sağlam kalan [2] ve Tevrat'a göre, Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağıdır. Bu nedenle "İlk Tapınak" olarak da bilinir.[3] Bu tapınağın ustası, masonluğun kurucusu Hiram Abiff'tir.[2] Yahudi inanışına göre ayakta duran tek duvarı bile olduğu süre içerisinde kıyamet kopmayacak, ne zaman bu tapınaktan geriye hiçbir şey kalmayacak kıyamet o zaman kopacaktır.[4]

Süleyman Mabedi'nden kalan batı duvarı, Yahudiler için önemlidir. Adı, İbranice'de "Kotel"dir. Yahudiler, bu duvarın önünde Mâbed'in durumu için ağıt yakarlar ve en kısa zamanda yeniden inşa edilmesi için Tanrıya yakarırlar.[5] İbranice yazılarda yapıya verilen isimler, "Beit HaMikdash" ya da "Kutsal Ev" dir ve Kudüs'te bu isimle anılan tek tapınaktır. Tapınak, aynı zamanda Tanah'da, "Beit Adonai" (Tanrı'nın Evi) ya da kısaca "Beiti" (Evim) ya da "Beitechah" (Eviniz) olarak da adlandırılmıştır.

 

Süleyman Mâbedi, Tanrı tarafından Kral Dâvud'a verilen özel bir plan temel alınarak yapılmıştı. Hz. Dâvud, bu tapınağı inşâ etmeyi umut etmişti; ancak Tanrı, ona, Birinci Tapınağı oğullarından birisinin yapacağını söyledi. Hz. Dâvud, saltanatı sırasında tapınak için gerekli olan ve ahşap, büyük temel taşları, altın, gümüş, bronz ve kullanılacak olan diğer metaller gibi işlenmemiş malzemeleri toplamaya başladı. Tapınak, Ahit Sandığı evi ve başta İsrailoğulları'na olmak üzere Tanrı'ya ibadet edebilecek her milletten insanlar için tasarlanmıştı. Birinci ve İkinci tapınakların Museviliğe adanmış olduğunu söylemek bir hata olacaktır; çünkü bu inanç sistemi, bir kaç yüzyıl sonra, şimdi Irak olarak bilinen Antik Babil'de biçimlendirilmiştir. Kitab-ı Mukaddes'te, Yehuda (Davud) Krallığı vatandaşlığı ile ilişkili olarak Yahudi teriminden ilk kez bahsedilmesi, birinci tapınağın tahrip edilmesinden (Bu olay yaklaşık olarak M.Ö. 590 yılı civârında gerçekleşmiştir) hemen önce yaşamış olan ve Yehuda (Davud) Krallığı'nın son yöneticisi olan Kral Zedekiah'tan önce olmamıştır.

 

Süleyman Mabedi olarak adlandırılan bu ilk tapınak, Kral Davud ve Süleyman idâresi altından birleşen İsrailoğulları'ndan 12 kabilenin mensuplarınca inşâ edilmişti. Süleyman'ın saltanatının ardından tahta çıkan oğlu Rehoboam'ın kibirliliği nedeniyle, İsrailoğulları'ndan 10 kabile birlikten ayrılarak Kuzey İsrail Krallığı'nı kurarlarken, Yehuda, Bünyamin ve Levi kabilesinin çoğunluğu Yehuda Krallığı'nda kaldılar. İkinci Tapınak, Nebukadnezar'ın 6. yüzyıldaki sürgününden geriye kalan Yehudalılar tarafından tekrar inşâ edildi. Diğer 10 kabile ise, Asur krallığı tarafından yıkılan krallıklarından sonra, bir kaç yüz yıl önce dağılmışlardı.[6] 

 

Süleyman Mâbedi ve Tapınakçılar

 

Tapınakçılar'ın Kuruluşu

Tapınakçılar, Haçlıların Kudüs'ü ele geçirmelerinden ve bir Latin Krallığı kurmalarından yaklaşık 20 yıl sonra tarih sahnesine çıktılar. 1118 yılında kurulan ve herkesçe tanınan adı "Tapınakçılar" veya"Tapınak Şövalyeleri" (İngilizce'de Templars ya da Knights Templar) olan bu tarikatın tam ismi "İsa'nın ve Süleyman Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri" idi. ("Pauperes Commilitones Christi Templique Salomonis") Kurucuları ise toplam 9 şövalyeden oluşuyordu: Hugues de Payens, Godfrey de St. Omar, Godfrey Rossal, Gundemar, Godfrey Bisol, Payen de Montdidier, Archibald des St. Aman, Andrew de Montbard ve Provins Kontu. Ortaçağ Avrupa'sının en güçlü, en etkili ve hakkında en çok konuşulan örgütlerinden biri olacak bu tarikatın kuruluşu Kudüs'te sessiz sedasız gerçekleşti. (Bu tarikat hakkındaki bilgilerin önemli bölümü, 12. yüzyılda yaşayan tarihçi Guillaume de Tyre kanalıyla günümüze ulaşmıştır.) [25]

Tarikatın kurucuları dönemin Kudüs Kralı II. Baldwin'in huzuruna çıktılar ve Birinci Haçlı Seferi'nin ardından Kudüs'e akın eden Hıristiyan hacıların mallarını ve canlarını koruma işine talip olduklarını belirttiler. Kral, Tapınakçılar'ın ilk "Büyük Üstadı" olan Hugues de Payens'i yakından tanıyordu. Kendilerine büyük destek verdi; aynı zamanda onlara bir zamanlar Süleyman Tapınağı'nın yer aldığı (Mescid-i Aksa'yı da kapsayan) bölgeyi tahsis etti. Büyük İslam kumandanı Selahaddin Eyyubi'nin Hıttin Savaşı'nın ardından Kudüs'ü geri almasına kadar geçen 70 yıl süresince "Tapınak Tepesi", Tapınakçılar'ın merkezi oldu. Kendilerine "Süleyman Tapınağı" ile bağlantılı bir isim verilmesinin nedeni de buydu. Özellikle burasını kendilerine üs olarak belirlemeleriyse rastgele bir seçim değil, bilinçli bir tercihti. Tapınak, Hz. Süleyman'ın gücünün bir simgesiydi; Tapınak'tan geriye kalanlar ise büyük gizler barındırıyordu.

Kurucu şövalyelere göre, bir araya gelmelerinin, diğer bir deyişle bu tarikatı kurmalarının amacı, Kutsal Toprakların ve Hıristiyan hacıların güvenliğini sağlamaktı. Ancak Tapınakçılar'ın gerçek amacı çok farklıydı.[26]

Tapınakçılar'ın Gizlenen Amacı

 

Dokuz Tapınak şövalyesinin, kuruluş aşamasında ilan ettikleri gibi, Hayfa'dan Kudüs'e kadar olan bir bölgeyi kendi başlarına korumaları fiziksel olarak imkansızdı. Tapınakçılar'ın yardımseverlik değil, aksine ekonomik ve siyâsî çıkarlar peşinde oldukları açıktı. Masonluğun en tanınmış isimlerinden biri olan 33. dereceden büyük üstad Albert Pike (1809-1891), masonluğun temel eserlerinden biri kabul edilen Morals and Dogma (Ahlak ve Dogma) adlı kitabında, Tapınakçılar'ın gerçek amacını şöyle açıklamıştır: [27]

 "...Templiyerlerin (Tapınakçıların) ilan edilen görevi, kutsal yerleri ziyarete gelen Hıristiyanları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel'in haber verdiği modele uygun olarak Süleyman Mabedi'ni yeniden inşa etmekti... Tapınakçılar, en baştan beri Roma'nın (Papalık) ve onun krallarının egemenliğine karşıydı. Amaçları, zenginlik ve güç elde etmek ve gerekirse savaşarak Kabalistik dogmayı yerleştirmekti." [28]

Her ikisi de mason olan İngiliz yazarlar Christopher Knight ve Robert Lomas da, "The Hiram Key" (Hiram Anahtarı) adlı kitaplarında Tapınakçılar'ın kökeni ve amaçlarına yer vermektedirler. Pike'ın verdiği bilgilere ek olarak, Tapınakçılar'ın Kudüs'te bulundukları dönemde gerçekten de büyük bir değişim yaşadıklarını ve Hıristiyanlık inancı yerine başka öğretiler kabul ettiklerini vurgulamışlardır. Kitapta verilen bilgilere göre bunun temelinde ise, Kudüs'teki Süleyman Tapınağı'nda "keşfettikleri bir giz" yatar.[29] Zaten Tapınakçılar'ın Kudüs'teki asıl hedefleri, Süleyman Tapınağı'nın harâbelerini araştırmak olmuştur. Yazarlar, Tapınakçılar'ın "Filistin'e giden Hıristiyan hacıları korumak" şeklindeki görüntüsünün sadece bir kılıf olarak kullanıldığını, tarikatın asıl hedefinin çok daha farklı olduğunu şöyle açıklarlar:

"Tapınakçılar'ın kurucularının herhangi bir zaman hacılara koruma sağladıklarına dair hiçbir kanıt yoktur, ama öte yandan Herod Tapınağı'nın (Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşa edilmiş hali) yıkıntıları altında yoğun araştırma kazıları yaptıklarına dair son derece ikna edici kanıtlar buluyoruz."  

"The Hiram Key" kitabının yazarları, Tapınakçılar'ın bu araştırmalarının sonuçsuz kalmadığını, tarikatın gerçekten de Kudüs'te, "dünya görüşlerini değiştiren" önemli bir şeyler bulduklarını yazmaktadırlar. Pek çok araştırmacı da aynı kanıdadır: Tapınakçıların Hıristiyan bir dünyada doğmalarına, Hıristiyan kökenden gelmelerine rağmen, Hıristiyanlıktan tamamen farklı bir inanca ve felsefeye bağlanmalarına neden olan, onları sapkın ayinlere, kara büyü ritüellerine yönelten bir "kaynak" olmalıdır.[27]

 

Süleyman Mabedi ve Masonlar

 

Süleyman Tapınağı ve Mesih, Yeni Dünya Düzeni kurmak isteyen küresel finans oligarşisinin iki temel sembolüdür. Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın pek çok kutsal sembollerini bu dine mensup insanları ikna etmek için kullansalar da gerçekte Mısır-Babil okültizmine dayanan Kabala'ya yani Lusifer'e (Satürn) inanmaktadırlar.[30]

Masonluk ve dünyanın pek çok ülkesinde örgütlenmesi olan Siyonist organizasyonları eğer kendilerine sorarsanız birbirleriyle alakalarının olmadığını iddia ederler. Oysa bu iki örgütlenme farklı yollardan aynı amaç için çalışırlar. Amaç, birinde açıkça “Siyonist Yahudi çıkarları”na hizmet olarak ifâde edilebilirse de Masonluk'ta “Kudüs”ün önemi adeta kutsanırken, birliğin amacının Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşası olarak tanımlanır. Bunu yapacak olanlar da “duvar işçileri”; yâni üyeleridir.[26]

Farmasonlar (freemasonary) için bu anlamda uydurulan tarihte en uygun yapı hermetik, gnostik metinler, Templiyer Şövalyeleri, Gül ve Haç örgütü gibi gnostik ve esasında bir Müslüman olan Hasan Sabbah'ın gnostizminden etkilenmişlerdir. Sabbah devrinin en korkulan hükümdarlarından biridir ve neredeyse yarı efsane konumundadır. Sultanların yatak odasına kadar girip ölüm notları bırakmaktan tutunda bir sürü cesaret gerektiren işi adamları hiç çekinmeksizin yapabilmektedir, bu durumda onu bir cazibe merkezi haline getirmektedir. Templiyer şövalyeleri ve Gül ve Haç bundan etkilenmiştir ama esasında Süleyman Tapınağında olduğu iddia edilen hazine ve gnostik bilgiler ise hayal ürünüdür. Bu daha çok farmasonların uydurduğu belgelere dayanır ama herhangi bir gerçekliği yoktur.[31]

"New World Order"; yani "Yeni Dünya Düzeni" kavramı bizlere çok yeni görünen, aslında kökü eski zamanlara dayanan bir ülküdür. Bu tabiri ilk olarak 1918'de ABD Başkanı Wilson'un dengelemek istediği dünya siyasetinde görüyoruz. Wilson, devletlerin kana kan çarpıştığı süreçten sonra birtakım barış ilkelerini savaş devletlerine kabul ettirirken bunu yeni dünya düzeni esasında sundu. Bu barış prensipleri ne kadar kabul gördü orası tartışılır. Ancak bu meseleler ile birlikte “yeni düzen”in köklerine inmemiz gerekiyor.

Bütün olaylar, Orta Çağ'da Fransa kralından Kudüs'e giden hacıları korumak maksadıyla izin alan birkaç şövalye ile başlıyor. Asıl amaç bu değil elbette. Kudüs'te eskiden yıkılmış olan Süleyman Tapınağı'nda bulunan gizli Kabala kalıntılarına sahip olmaktır asıl amaç. Bunun için İskoçya'dan Kudüs'e uzanan bir şebeke kuruyorlar. Zamanla güçlenen Tapınak Şövalyeleri, Haçlı Seferleri'nde de Müslümanlara karşı savaşanlar arasındalar. Gittikçe artan prestijleri ile hem şöhretleri hem de servetleri büyüyor. Bir zaman geliyor ki Fransa Kralı, ani bir baskın tertipleyip elebaşlarını idam ediyor. Geriye kalan şövalyeler servetleri ile birlikte ortadan kayboluyorlar. Nereye gittikleri hakkında en ufak bilgiye ulaşılamıyor. Bunların içlerinde bulunanların Avrupa'da duvar işçiliği ve sair işlerde kendilerini gizledikleri en kuvvetli ihtimaldir. Bu amaç etrafında yeni bir oluşumla karşılaşıyoruz; Avrupa dillerindeki karşılığı “duvar işçisi” manasına gelen Masonlar ile. Bunlar belli bir amaç etrafında yani kendi deyimleri ile tüm insanlığın kardeşçe yaşaması için toplanır ve bu yönde çalışırlar. Aslolan tek şey yine Kabala esaslarını kabul edip, dünyanın tek parça haline gelmesi için çalışmak.[32]

Mason kaynaklarında, sırf Eski Mısır'ın geneline değil, bu sistemin zalim yöneticileri olan Firavunlara karşı da büyük bir övgü ve yakınlık vardır. Mimar Sinan dergisindeki bir diğer makalede şunlar yazılıdır:

«Firavun'un başlıca vazifesi, Nûr'u aramaktır. Gizli Nûr'u, daha canlı ve daha kuvvetli bir surette yüceltmektir.. Biz masonlar, nasıl Süleyman Mabedi'ni inşaya çalışıyorsak, eski Mısırlılar da Ehramı, yani Nur Evini inşaya çalışırlardı. Eski Mısır mabetlerinde yapılan ayinler, bazı derecelere ayrılmıştı. Bu dereceler iki kısımdı. Küçük ve büyük dereceler. Küçük dereceler, bir-iki-üç diye ayrılmıştı; bundan sonra Büyük dereceler başlardı.» [33]

Masonlar, Hz. Süleyman hakkındaki söz konusu çarpık bakış açısını benimsemiş, onu Eski Mısır'dan gelen pagan öğretilerin temsilcisi saymış ve bu nedenle Hz. Süleyman'a kendi öğretileri içinde büyük bir yer ayırmışlardır. Amerikalı tarihçi Michael Howard, "The Occult Conspiracy" adlı kitabında, Ortaçağ'dan bu yana, Hz. Süleyman'ın (kendisini tenzih ederiz) sanki bir büyücüymüş gibi algılandığının görüldüğünü, birtakım pagan fikirlerin Yahudilik içindeki temsilcisi olarak kabul edildiğini anlatmaktadır.[34] Howard, bu bakış açısı nedeniyle masonların Hz. Süleyman mabedini bir "pagan tapınağı" olarak algıladıklarını ve bu yüzden tapınağa önem verdiklerini belirtmektedir.[35]

Bütün bu üstte anlattıklarımız, masonların kendilerini Süleyman Tapınağı'yla ve Tapınak'ın inşasını üstlenen Hiram Abiff'le olağanüstü bir biçimde özdeşleştirdiklerini gösteriyor. Acaba nedir Süleyman Tapınağı'nda ve Hiram Abiff'te masonları bu kadar etkileyen şey? Önceki sayfalarda Süleyman Tapınağı'nın cazibesinin nereden kaynaklığını görmüş, Tapınak'ın Kuran'ın bildirdiğine göre Yahudilerce hakkında sapkınca "şeytânî" yorumlar yapılan Hz. Süleyman'ın iktidar ve gücünü temsil ettiğini incelemiştik.Peki ya Hiram Abiff'in durumu nedir?

 

Çok ilginç, Kuran'dan Hiram efsanesiyle de ilgili çok önemli bir bilgi ediniyoruz. Hiram'ın Tapınak'ın inşasını üstlenen duvarcı ya da "bina" ustası olduğunu akılda tutarak, Sâd Sûresi'nden Hz. Süleyman'la ilgili ayetleri okuduğumuzda masonluğun kökeni hakkında çok önemli bir ipucu yakalıyoruz:

 

«... biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü. 'Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin.' Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi. Şeytanları da (onun buyruğu altına verdik); her bina ustasını ve dalgıç olanı. Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini.» [36]

 

 

Ayetler, Hz. Süleyman'ın emrine "şeytanların" verildiğini ve Hz. Süleyman'ın bunları çalıştırdığını anlatıyor. Bu "şeytanlar"ın özelliklerinden biri de "bina ustası" olmaları...

Yani Hz. Süleyman'ın emrinde çalışıp, Tapınak'ı inşa edenler, Hz. Süleyman gibi mümin değillerdi. Tapınak'ı inşa eden "bina ustaları", Hz. Süleyman'ın emrine verilmiş olan ve onun gücüne boyun eğmiş olan "şeytan"lardı. (Bu, Hz. Süleyman'a verilmiş olan özel bir güçtür. Sebe Suresi'nde de Hz. Süleyman'ın, Allah'ın yardımıyla inkârcı cinleri kullandığı anlatılır. Böylece Hz. Süleyman, kendi gücünden ve iktidarından korkan şeytanları da hayır yolunda kullanabilmiştir.)

 

Dolayısıyla, Tapınak'ın inşasını üstlenen Hiram ve yanındaki duvarcılar da, Kuran'ın deyimiyle Hz. Süleyman'ın emrine verilmiş "şeytanlar"dır. Hiram'ı, bu gerçeğin tam tersine Hz. Süleyman'ın en yakını ve yardımcısı olarak gösteren masonik kaynaklarsa, bu düşünceye Yahudi kaynaklarından varmışlardır. Yahudilerin böyle bir inanca sahip olmaları da, yine Kuran'ın bildirdiği gibi, Hz. Süleyman hakkında "şeytanların uydurduklarına uymaları"ndan (Bakara, 102) kaynaklanıyor. Hz. Süleyman'a böylece "küfür" (inkar) atfeden Yahudiler, onu doğal olarak Tapınak'ı yapan "bina ustası" şeytanlarla bir tutmuşlardır.

 

Sonuçta, masonların kendilerini özdeşleştirdikleri Hiram Abiff ve yanındaki "bina ustaları"nın, Kuran'ın deyimiyle "şeytan" olduğu açığa çıkmaktadır.

 

Ayette işaret edilen bir gerçekle ilgili olarak çok ilginç bir bilgi daha var. 33. dereceden üstad mason Brigadier A. C. F. Jackson'un yazdığı Rose Croix adlı kitapta, Haçlı Seferlerinin ardından Avrupa'ya dönen Tapınakçılar'ın "Diver's lodge" (Dalgıç locaları) adıyla anılan localar kurulduğu bildiriliyor.Sad Suresi'nin 37. ayetine göre, Hz. Süleyman'ın emrindeki "şeytanların" bazılarının da "dalgıç" olduğunu hatırlarsak, "Diver's lodge"in nereden esinlendiğini daha iyi anlayabiliriz.

 

 

 

Anlaşılan odur ki, Tapınakçılar, Hz. Süleyman'ın emrine verilmiş olan ve Kuran'da bina ustaları ve dalgıçlar olarak tanımlanan şeytanların sahip oldukları geleneği sürdürmeye karar vermişlerdir. Masonik sır ise, bu şeytanların Yahudi inancına göre Hz. Süleyman'la paylaştıkları büyü ve benzeri yöntemleri kullanma geleneğidir ki, Kabala bu geleneğin ta kendisidir. Kabalacılarla masonlar arasındaki ilişkinin kaynağı da budur. Dolayısıyla, masonluğun kökenini oluşturan gelenek, Kuran'ın ifâdesiyle "şeytânî"dir. Masonluğun tarih boyunca dinle çatışmış ve her türlü din-karşıtı hareketin arkasında yer almış olmasının, sanırız bundan daha anlamlı bir sembolik kökeni de olamaz...[37]

 

 

Çift Sütun

 

Mason localarının değişmez dekorlarından biri, locanın girişinde yer alan ikiz sütunlardır. Üzerlerine "Jakin" ve "Boaz" kelimeleri kazınmış olan bu sütunlar, Hz. Süleyman Tapınağı'nın girişinde yer alan iki sütunun taklidi olarak bilinir. Oysa gerçekte bu sembolde de masonların kastı, bir peygamber olan Hz. Süleyman'ı anmak değil, Hz. Süleyman hakkında üretilen iftira yoluyla, ilham aldıkları pagan inançları ifade etmektir. Bu sütunların kökeni de yine eski Mısır'dır. Mimar Sinan dergisindeki "Ritüellerimizdeki Allegori ve Semboller" başlıklı makalede bu konuda şu açıklama yapılır:

 

Örneğin Mısır'da Horus ve Sut göklerin ikiz mimarı ve dayanağı idiler. Hatta Tebai'deki Baccus da öyleydi. Localarımızdaki iki sütun da eski Mısır kaynaklıdır. Mısır'daki bu sütunların biri güneyde Thebes şehrinde diğeri kuzeyde Heliopolis'tedir. Mısır'ın baş tanrısı Ptah'a adanmış Amenta isimli tapınağın girişinde Solomon tapınağının girişinde olduğu gibi iki sütun vardı. Güneşle ilgili en eski mit'lerde de sonsuzluğun giriş kapısı önünde dikili akıl ve kuvvet isimli iki sütundan bahsedilir.[2]

 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

-Kaynaklar

[1] Kurân-ı Kerîm, Bakara Suresi, 102. [2] www.uludagsozluk.com/k/Hz-suleyman-tapinagi/ [3] wapedia.mobi/tr/Süleyman_Mabedi [4] www.forumpaylas.net/genel-kultur/11967-Hz-suleyman-in-tapinagi.html [5] www.uyurgezer.net/bir-Yahudi-zulumu-t23514.html [6] tr.wikipedia.org/wiki/Kudüs_Tapınağı [7] ansiklopedi.turkcebilgi.com/Süleyman_Mabedi

[25] www.masonluk.net/tapinak_s_02.html [26] M. Faik Kurtulan, "Dünya Siyonist organizasyonları ve Mason Localarının hedefleri arasındaki benzerlik", www.turksolu.org/98/kurtulan98.htm [27] blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=186841 [28] Albert Pike, "Morals and Dogma", The Roberts Publishing Co., Washington, 1871. [29] Christopher Knight, Robert Lomas, "The Hiram Key", Arrow Books, 1997, s. 37. [30] www.turkforum.net/showthread.php?t=629593 [31] Kaynak belirtilmeli. [32]

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !